Einstein’ın “İnsanı ayakta tutan iskelet sistemi değil, inanç ve prensipleridir” vurgusunu da yadsımadan, iskeleti (İskelet Sistemi); kemik-kas-eklem yapılarından oluşan, ayakta durmamızı sağlayan sistem olarak tanımlayabiliriz. İskelet; Yunanca skeleton – kurumuş, mumyalaşmış vücut kelimesinden türetilmiştir.

İnsanlardaki iskelet sistemi çoğu memeliler gibi “iç iskelet – endoskeleton” şeklindedir. Bazı canlılar ki bunlar omurgasızdır, “dış iskelet – exoskeleton” içerir ve bu şekilde fosilleştiklerinde canlı hallerindeki görünümleri hakkında yüzyıllar sonra bilgi verebilirler. Omurgalı canlılarda iskelet sistemi, evrimin farklı aşamalarında canlıların (deniz anası, süngerler, balıklar gibi) iskeletlerinin birleşimi gibidir.

İnsan iskeleti 206 kemikten oluşur. Kemik yapı harekete izin veren eklemlerle birbirine bağlanır, bağlar ve kas yapıları ile desteklenir.

Ana iskelet “Omurga” taşıyıcı konumda kafatası (kraniyum) ve leğen kemiği (pelvis) arasındadır ve kuyruk sokumuna (koksiks) kadar uzanır. Omurga; kafatası içindeki santral sinir sistemi uzantısı ve omurilik çevresini saran taşıyıcı özelliği yanı sıra sinirlerin de dağılımını sağlayan düzenleyicidir.

Çevre iskelet omurgaya aşağıda leğen kemikleri ile bağlanırken yukarda daha karmaşık olan göğüs kafesi-kürek kemiği birleşimi bir sistemle bağlanır. Aşağı çevre iskelet karın bölgesindeki kas ve bağ yapıları ile, üst çevre iskelet göğüs kafesi kasları ile ilişkilidir.

Ana iskelet kemikleri hareketsiz-yarı hareketli eklem yapıları ile birbirine bağlı kemiklerden oluşur. Bu kemikler yassı yapılarda olup kemik iliğince zengin, hücre üretim deposudur, kök hücreleri içerirler.

İskelet Sistemi

Çevre iskelet sistemi birbirlerine hareketli eklemlerle bağlanan uzun kemiklerden oluşur. Çevre iskelet eklemleri bağlar, meniskal yapılar ve kıkırdak ile desteklenen karmaşık yapılardır. Vücudun hareketini sağlayan eklemler uçlara gittikçe, küçülür, daha çok kemik içerir ve karmaşıklaşırken; üst tarafta el, alt tarafta ayak olarak özelleşir.

El ve ayak iskeletin son kısımlarında ana iskeletin özelleşmiş organlarıdır. Bugün el ve ayak mekaniği çözülememiş ve ayrıntısı az bilinen özelliklere sahiptir.

Uzun kemikler, ana iskeletteki yassı kemikler gibi hücre deposu kemik iliğine sahiptir. Tüm kemikler içerdikleri kalsiyum, fosfat ve bazı minerallerin deposu konumundadır. Kemik canlı bir dokudur ve taşıyıcı özelliğinin yanı sıra vücudun kalsiyum-fosfat düzeyinin kontrol edildiği aktif bir organ görevi yapar. Bu açıdan sağlıklı bir vücudun sağlıklı bir iskelet yapısına sahip olması gerekir.

Kemiklerin yakın ilişkide olduğu kıkırdak dokusu eklem yüzeylerini kaplayan hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin kıkırdak dokusuna özelleşmeden önce kemik hücreleri ile aynı kökenden geldikleri ve yaralanma-tamir sırasında her iki hücreye dönüşebilecek yapılar olduğu hatırlanmalıdır. Kemik kırıldığında ortaya çıkan kaynama dokusu kıkırdak ile benzer karakterde olup farklı koşullarda kemik (bol oksijen, itme kuvveti) ya da kıkırdak (az oksijen-çekme kuvveti) dokusuna dönebilir.

Sonuçta iskelet sistemi, taşıyıcı karakteri olan bağ dokusu özelliğinin yanı sıra vücut metabolizmasına aktif katılan büyük bir doku, hatta organdır.